Bir ‘Ulan denk geldiğimiz şeye bak!!’ yazısı :)

Okuma süresi: ∼ 11 dakika

Bu yazıyı, hem kendime bir tarihsel arşiv olsun hem de benzer durumda olabilecek başka insanlara kılavuzluk etsin diye kaleme aldım.
Yaklaşık bir buçuk aylık bir süreçte, teşhisten ameliyat kararına varan bir yolculuk yaşamış biri olarak, yaşadıklarımı paylaşmak istedim.

Umuyorum ki birilerine faydası olur.

“Bir ağrı var bende Tilo”

Sağ kalçamdan sağ dizimin arkasına kadar uzanan iğrenç bir sızı ile başladı her şey 16.08.2020 günü.
Diş ağrısının bacakta ve kalçada olanı gibiydi. Bir iki gün idare etmeye çalıştım, eşime de bahsetmedim.
Ancak bir noktadan sonra sancı zorlayıcı hale gelmişti, epey tadım kaçmaya başladı.

Durumu 18.08.2020 günü Tilo’ya, eşime aktardığımda, çok tipik siyatik siniri ağrısı olduğunu, fıtık kaynaklı olabileceğini söyleyince süreç başladı…
Bir buçuk ay sürecek bir maraton içerisine gireceğimi o anda ben de bilmiyordum.

İlk iş olarak bir kayropraktikere gitmenin iyi olacağını düşündüm.
Daha önce annemin gitmiş olduğu, çok memnun kaldığı ve sonradan benim de çok memnun kalacağım Dr. Aurélie Belsot’yu aradım.

Normalde randevu almak için aramanız ile gitmeniz arasına en az bir-bir buçuk aylık bir süre koymanızı gerektirecek bir yoğunluk içerisinde çalışıyor Aurélie.
Ancak ben çok şanslıydım ve aradığımın ertesi günü, 19.08.2020 günü gittim.
Ve o gün uyguladığı seans sonrası da epey rahatlamıştım.
Aradan bir 15 gün geçtikten sonra bir kere daha gidecektim.

L3 sol tarafta fıtık

Bayındır Levent Tıp Merkezi’nde bir nöroloji randevusu ile devam etti her şey.
Doç. Dr. Zehra Betül Yalçıner, 02.09.2020 tarihli görüşmemizde beni parmak uçlarımda ve topuklarımın üzerinde yürüttü.
Yürüyebildim.
O esnada yegane sorunum, sağ kalçamdan sağ diz arkasına ve zaman zaman da sağ alt bacağa da vuran ağrı ve çekme hissiydi.

Betül Hanım, bu durumu esasen beyin cerrahisinin ve de fizyoterapinin birlikte değerlendirmesi gerektiğini, bunu yaparken de her koşulda bir manyetik rezonans görüntülemesine (MR) ihtiyaç olacağını ifade ederek beni bir görüntüleme merkezine yönlendirdi.

Aynı anda da benim için 04.09.2020 gününe, peş peşe olmak üzere sırasıyla:
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. M. Pınar Dönmez’den sabah 11:00’e,
Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Murat S. Döşoğlu’ndan sabah 11:30’a
iki randevu da organize etti.

03.09.2020 günü Levent Neolife’ta MR çekimim yapılmış, raporum bana ulaşmıştı.

Aynı gün, Aurélie’ye ikinci kez gittim, MR CD’mi de götürdüm.
CD görüntülerine baktı, “fıtığın çok ufak ve önemsiz, belki bir seans daha gelirsin bana, sonra derdin çözülür” dedi.
İkinci seans da çok iyi gelmişti.
Aurélie’nin söyledikleri doğruymuş da…
Sorun başkaymış.
Bunu sonradan öğrenecektim.

MR raporumda sonuç kısmında şu yazıyordu:

L3-4 sol foraminal anüler yırtık sığ protrüzyon ve L3 köke temas.
Distral dorsal ağırlıklı yukarıda tanımlanan bulguların, ince AVM açısından dorsal MR ile verifikasyonu uygun olur

Bu iki satırlık bilgiye daha sonra geri döneceğiz, şimdilik bir kenarda tutalım bunu.

Sonraki durak: Fizyoterapi

Geldik 04.09.2020 gününe…
İlk randevu saat 11:00’de fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı Pınar Hanım ile…

Bir önceki gün çektirdiğim MR’ıma ait rapora, MR görüntülerime baktı.
Ardından muayenemi yaptı, belirli hareketler yaptırdı, konuştuk değerlendirdik.

Pınar Hanım’a, kendisinden sonraki randevumun da Murat Bey ile olduğunu belirtince, o anda telefonla, aynı bina içerisinde başka bir odada olan Murat Bey’i aradı, durumu aktardı.

Fizik tedaviye başlamayı düşündüğünü ve başkaca benim pek anlamadığım bazı şeyleri de ilettikten sonra, yine de tüm bunlara rağmen benim kendisine (Murat Bey’e) görünmeme gerek olup olmadığını sordu.

Murat Bey de “siz fizik tedavi ile yola çıkın, sonraki aşamalarda gidişata göre ben de görürüm gerekirse” mealinde bir yanıt verdi ve sonuç olarak ben o gün Murat Bey’e görünmeden, sadece Pınar Hanım ile görüşmüş olarak hastaneden ayrıldım.

15 seansa yayılacak bir fizyoterapi takvimi oluşturmuştu Pınar Hanım.
Bu esnada ağrım, bir miktar azalmış olmakla birlikte devam etmekteydi.
Geceleri uyumakta zorlanıyor ya da uykumdan ağrı ile uyanıyordum.
Bacaklarımın arasına yastık koymalar, kıvrılmalar, katlanmalar eşliğinde geçiyordu geceler.
Uyuyamadıkça stresleniyor, asabileşiyor, Tilo’ya, kızım Eda’ya ve yakın aile çevreme huysuzluk yapar, huzursuzluk verir hale geliyordum.
Tüm bunlar olurken de bir yanda evde her gün basit yoga ve pilates hareketleri yapıyor, ağrımı azaltmaya gayret ediyordum.
İşe yarıyordu da bir nebze de olsa…

Fizik tedavi seanslarıma 07.09.2020 günü başladı.
Çok hoşsohbet ve pozitif bir fizik tedavi teknisyeni olan Şeyma Hanım, her seansta bıkıp usanmadan adımları anlattı, ilgilendi.
07-08-09-10-11-12-14-15.09.2020 tarihlerinde olmak üzere toplam 8 seans fizyoterapi aldım.

15.09.2020 tarihi için de Pınar Hanım ile kontrol randevumuz vardı…

Sağ ayakta bi’şeyler oluyor?!

13.09.2020 Pazar akşamı evde kendi kendime parmak uçlarında yürümeyi denedim.
Daha önce yapabildiğim bu hareketi, bu sefer yapamıyordum.
Parmak uçlarına kalkıp adım atmak istediğimde, sağ ayağım güçsüz hissediyor ve düşüyordu.

Bir yerlerde bir şeyler yolunda gitmiyordu, hissediyordum.
Tadım kaçmıştı…
10 gün önce, ağrımın en zirvede olduğu günlerde dahi yapabildiğim bu basit hareketi, şimdi yapamıyordum.
Neler oluyordu??

İlk ağrıyı hissettiğim günün üzerinden tam bir ay geçmiş ve 15.09.2020 günü gelmişti.
15.09.2020 günü Pınar Hanım ile olan kontrol randevumda ilk iş olarak kendisine yeni tespit ettiğim bu sorunu ilettim.
Kontrol etti.
Ve o anda tüm seyir değişmeye başladı…
Farklı bir yöne doğru gitmeye başlayacaktık bu andan itibaren…

Bunu Murat Bey bir görsün, çok hoşuma gitmedi” dedi.
Benim de hoşuma gitmemeye başlamıştı süreç.

16.09.2020 günü, yani ertesi gün Bayındır Hastanesi’nin İçerenköy’deki ana binasında Murat Bey’in karşısında oturuyordum.

SDAVM: Spinal Dural ArteriöVenöz Malformasyon

İlk randevu günüm olan 04.09.2020’de görüşemediğim Murat Bey ile 12 gün gecikmeli olarak karşılıklı oturuyorduk.
Çok hoşsohbet ve pozitif bir insan, süreçte de kritik bir noktada yol göstericiliği çok önemli oldu.
Bu vesile ile kendisine de teşekkürlerimi bir kere daha iletmeyi borç biliyorum.

03.09.2020 tarihli MR görüntülerime baktı, raporumu inceledi, muayenemi yaptı.

Ve basitleştirilmiş hali ile şunu dedi:

Senin fıtığın yok denecek gibi bir şey ve de sol tarafta. Ağrın ise sağ bacağında. Bir kere bu tablo zaten tutarsız. Ama daha da önemlisi, MR görüntülerinde farklı bir şey görüyorum ve raporunda da bu kayıt altına alınmış zaten: AVM

Şimdi dönelim 03.09.2020 tarihli MR raporuma…
Ne yazıyordu orada?

L3-4 sol foraminal anüler yırtık sığ protrüzyon ve L3 köke temas.
Distral dorsal ağırlıklı yukarıda tanımlanan bulguların, ince AVM açısından dorsal MR ile verifikasyonu uygun olur

Yani…
sol L3-4 bölgesinde fıtığımsı birşey var, OK, tamam ama esas AVM olasılığı var bu görüntülerde, bunun üzerine gidilmeli” diyormuş rapor.

Rapor 03.09.2020 günü yazılmıştı.
Ve eğer biz Murat Bey ile 04.09.2020 günkü randevuda bir araya gelebilmiş olsaydık, belki de bu 12-13 günlük zaman kaybını yaşamayacaktık.

Yeni MR’lar, yeni rota

Bayındır İçerenköy’de Murat Bey ile randevumuzda kendisi “kontrast maddeli daha detaylı MR alalım” dedi ve o gün iki ayrı seans halinde MR cihazına girdim ve daha kapsamlı bir görüntüleme işlemi daha yapıldı.
Bu esnada da, normal şartlar altında o gün 9.seansı yapılacak olan fizyoterapim Pınar Hanım tarafından iptal edildi.
Yani 15 seans olarak planlanan terapi bloğu, toplam 8 seansın ardından sonlandırıldı.
Artık başka bir yola girilmişti ve ne fıtık, ne de fizyoterapi değildi odak noktamız.
Ağrılar ise artık yok denecek kadar azdı.
Sadece sağ alt bacakta bir hafif çekme devam etmekteydi.

MR sonuçları aynı gün çıktı…
Murat Bey ile hastanenin kapısının önünde buluştuk ve konuşmaya başladık…
Spinal Dural ArteriöVenöz Malformasyon (SDAVM) olarak adlandırılan bir anatomik yapısal durummuş bendeki dert.
Hastalık denir mi buna, bilemiyorum zira sebebi bilinmeyen bir anomali bu.

Son derece nadir görülür, uzmanları Türkiye’de de dünyada da sayıca azdır ve Türkiye’deki uzmanlar da zaten dünya genelinde de çok saygın hocalardır. Mutlaka onların görmesi gerekiyor.” dedi Murat Bey.
Ve böylece Prof. Dr. Talat Kırış ve Prof. Dr. Civan Işlak isimleri ile tanışmış oldum…

Nedir bu SDAVM?

Olmayan tıp bilgimle ama bu zaman zarfında anlayabildiğim kadarıyla, basitçe anlatmaya çalışayım…
(Bilimsel basit ve kısa kaynak olarak Pubmed’e ait bu link ve Mayo Clinic’e ait bu link incelenebilir.)
Mutlaka yazdıklarımda hatalı ifadeler olacaktır ancak olayın genel mantığını anlatabilsem dahi yeterli olacaktır.
Sonuçta ben ve yazdıklarım, asla bir medikal referans noktası değiliz.

Omurga yapısının içindeki dokuyu, çeperini ve zarı kan ile besleyen oldukça karmaşık damar sistemleri mevcut. Bunlar atardamar, toplardamar, kılcal damar olarak farklı fonksiyonlarda ve farklı kan basınçları için evrilmiş damarlar.

SDAVM olması durumunda, bu yapıda bir bozukluk, bir “malformasyon” ortaya çıkıyor.
Çok yüksek basınçla temiz kanı taşıyan atardamar, daha düşük basınçla kirli kanı tahliye eden toplardamar ile ‘şant’ (doğrudan bağ) yapıyor ve yüksek basınçlı temiz atardamar kanı, bunun için tasarlanmamış olan toplardamara akıyor. Biri diğerinden kan çalıyor yani.

Bu durum nedeniyle esas yapması gereken görevi yapamayan toplardamarın tahliye edemediği kan da omurga yapısı içerisinde adım adım birikmeye ve omurga içerisinde ödeme, şişliğe sebep oluyor.

Ve bu durum bir gün bir sinire baskı şeklinde (tıpkı fıtık semptomunda da olduğu gibi) kendisini belli edebiliyor.
Bu “belli etme” durumunun ne zaman, ne şekilde ve ne derece geri döndürülebilir arızalar eşliğinde ortaya çıktığı ise, tamamen bir muamma ve kişiye bağlı.

Bu yüzden de teşhis, tanı aşamasında %99 oranında öncelikle fıtık tanısı yolunda ilerlenir ve zaman ‘kaybedilirmiş’, eğer buna ‘zaman kaybı’ demek doğru bir tanım olur ise…

Milyonda 5-10

SDAVM’nin sonundaki ‘M’ harfi yerine ‘F’ harfi konduğu durumlar da oluyor ki burada da ‘malformasyonun’ bir ‘Fistül‘ yani bir ‘damar yumağı’ halinde ortaya çıktığı ifade edilmiş oluyor.
Dolayısıyla SDAVF kısaltması da konu içerisinde kullanılıyor.
Zaten halk arasında da bu konu ‘damar yumağı‘ olarak anılırmış.

Vakanın teşhisi, tanısı biraz tesadüflere bağlı.
Benim başımdan geçen bu öykü gibi bir öykü ve üzerine gitme ile tanı konabilirse ne ala.
İleri görüntüleme teknikleri ve bunun üzerine doğru bir hekim bakışı ile tanı konabiliniyor ancak.
Benim öykümde tam tamına 30 gün süren tanı koyma süreci, literatür ortalamasında 11 aymış.

Tanısı konan vakaların görülme istatistiği, her bir milyon kişide 5 ila 10.
Yani yüksek olan sayıyı alacak olsak dahi, yüzde 0,001 bir olasılık.
Düşük rakamı alırsak yüzde 0,0005

Görülen vakaların %80’i erkek hasta ve vakaların %66’sı 60 yaş ve üzerinde.
Ben ise 42 yaşındayım.
Yani ille istatistik canbazlığı yapalım diyecek olsak, benim kişisel vakamı matematiğe vurduğumuzda milyonda 2,6 (yüzde 0,00026) gibi bir orana ulaşıyoruz.
Ancak tekrar altını çizmek gerekir ki teşhisi ve tanısı konan vakaların sayısı, kuvvetle muhtemel ki kon(a)mayanlara kıyasla az.

Dolayısıyla bu spektaküler istatistik taklalarının, “nadir bir durummuş” deyip geçmenin ötesinde, çok da bir anlamı yok bizler için.

Nereye gidiyor bu iş?

Teşhis ve tanı aşamalarının zorluğunu ve biraz da tesadüfiliğini bir kenara koyalım ve tanı konamaması halinde bu işin nerelere gittiğine bakalım biraz da…

Öncelikle bacaklarda güç kaybı, uyuşma, hissizleşme gibi bir yola giriliyor.
Ardından makat çevresindeki kaslarda his kaybı ve devamında idrar tutma problemleri şeklinde devam eden bir zincir…
Haliyle tuvaleti tutamamak anlamına geliyor bunlar.
Ve son noktada belden aşağısının tamamen felç olması, tekerlekli sandalye ile neticelenen bir süreç…
Zaten yukarıda bahsettiğim ortalama 11 ayı bulan teşhis-tanı süreci içerisinde çoğu hastada bu semptomlar görülmeye başlanıyor, işler tatsız boyutlara varmış oluyormuş.

Elbette bu sürecin hangi hastada hangi hızda seyrettiği, tamamen hastaya göre, vakaya göre değişiklik gösteriyor ve erken tanı, her zaman olduğu gibi burada da çok önemli.

“Beni Türk hekimlerine emanet edin”

Hamaset olsun diye yazmadım bunu…
Çok içten inandığım bir şeydir hep…
Yatıp kalkıp dua etmemiz lazım, Türkiye tıp alanında dünyanın en kuvvetli birkaç ülkesinden biri.
Pek çok disiplinde dünyanın en saygın, en mahir ve en donanımlı hekimleri bizde.
Hastane, ekipman, donanım anlamında da dünyanın pek çok ülkesine göre açık ara ilerideyiz.

18.09.2020 günü Amerikan Hastanesi’nde Prof. Dr. Talat Kırış ile randevum vardı.
Talat Hoca’yı çoğu insan duymuştur.
Dünya çapında bilinen, son derece kendinden emin ve donanımlı bir cerrah…
Bir denizci aynı zamanda…
Bir kitap tutkunu aynı zamanda…
Hani vardır ya “keşke ben de onun gibi olabilseydim” dediğimiz çok yönlülükte insanlar…
Onlardan işte.

Kimileri T24’teki yazılarından. kimileri Şubat 2020’de Cumhurbaşkanı’na hitaben yazdığı ve epey ses getiren “Birkaç şehit…” başlıklı açık mektubundan, kimileri yaptığı TED konuşmalarından (1, 2, 3) bilir.
Yakın zamanda da Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur” podcast serisinin bir bölümünde yer almıştı Talat Hoca, dinlemenizi öneririm.

(Not: Ben de ilk fırsatta benim podcastim olan Servus‘ta kendisi ile bir bölüm kaydetmek istiyorum.)

Ben ve kardeşim, Hoca’nın odasında kendisi dışında 3 kişilik ekibi ile birlikte konuştuk.
İsmini ne yazık ki öğrenemediğim kır saçlı bir hekim beyefendi (adını öğrenince burada da güncelleyeceğim), Müjgan Hanım, kardeşimin İstanbul Erkek Lisesi‘nden arkadaşı ve aynı zamanda da Talat Hoca’nın ekibinden Batu Hergünsel
Bu arada Talat Hoca da bir İEL mezunu…

MR görüntülerine baktı, durumun adını net olarak koydu, anjiyografi istedi.
Fırla git, anjiyonu çektir gel” dedi kısacası.
21.09.2020 günü Koç Üniversitesi Hastanesi’nde Prof. Dr. Kubilay Aydın anjiyografimi çekti.

Raporda şu yazıyordu:

“T10 ve sağ T11 radikülopial arterlerden beslenen spinal dural artere venöz fistül ile uyumlu anjiyografik bulgular saptanmıştır.”

23.09.2020 günü yeniden Talat Hoca’nın odasındayım, bu sefer eşim Tilo ile birlikte.
Cerrahi yoldan bu işin nasıl çözüldüğünü dinliyor, sorularımızı soruyoruz.
Sırttan, omurganın ilgili bölgesi boyunca uzunlamasına bir kesik açılıyor ve içeride fiziksel olarak sorunlu damar yapılarına ulaşılıp gereken ne ise yapılıyormuş.
Oldukça hassas bir iş…
Benim hayatta yapamayacağım bir iş, taşıyamayacağım bir stres…

Talat Hoca, daha önce bu işi defalarca yapmış bir cerrah.
Konusuna elbette çok hakim.
Bizim sorularımız ise her hastanınki kadar klişe muhtemelen.
Zaten bu işin ritüeli biraz da bu.

Ben Talat Hoca’yı dinlerken kafamda kararı vermişim:
Bu ameliyatı olacağım ve bu konuyu hayatımdan çıkartacağım tamamen.

Çünkü artık o noktada ruhen çok yorgun olduğumu hissediyordum…
Bacaklarımda çok hafif uyuşma hissi vardı, farkındaydım…
Etrafıma pek söylemiyordum, farkında olduğum için de gerektiğini hissettiğim anda hocaya söyleyebileceğimi bilmenin rahatlığı ile davranıyordum biraz da.

Hatta yine çok çok hafif emare boyutunda olmakla birlikte idrar tutma/yapma konusunda da normal zamandakinden biraz daha fazla efor sarfetmem gerektiğini hissediyordum.
Bunların hiçbiri o esnada ve bu yazıyı yazdığım 27.09.2020 günü itibariyle huzurumu, yaşam konforumu bozar durumda değil ancak bir şeylerin de başlangıcı olduğu mesajını alttan alta vermekte vücut.

İnsan beyni ve psikolojisi böyle zamanlarda çok tuhaf davranıyor…
Hemen en uca, ekstreme gidiyor düşünceler…
O anlarda ilk ve tek aklımdan geçen şey, kızımın, Eda’nın beni asla elden ayaktan düşmüş halde görmemesi gerektiği idi, sanki iş oralara varmış gibi…

Neyse…
Talat Hoca’nın odasından çıktık.
Gidip rakı içtik Tilo ile!
Garip bir ruh hali…
Bir yandan son derece stratejik ve taktik davranmak durumundasın, bir yandan psikolojini ve moralini sağlıklı ve güçlü tutmak zorundasın ama bir yandan da işin draması seni içine çekiveriyor.

Geçen süreçte Tilo’nun da çok yorulduğunu, yıprandığını farkediyorum.
Benim sinirlerim gergin, bunu ona yansıtıyorum, o geriliyor.
Total tansiyon, evin havasında asılı kalıyor adeta…
COVID nedeniyle uzaktan eğitim başlamış, bakıcımız gitmiş, genel olarak tüm evlerde çocuklar uzaktan eğitime bir türlü tam adapte olamamış haldeler, sürekli olarak onları “eğlemek” üzerine bir mekanizmanın çalışması gerekiyor vs vs
Ve bu inanılmaz sistemsiz, dağınık ve yorucu bir ev ortamı anlamına geliyor.

Tüm bunlar olup biterken benim annem ve babam da Çeşme’de tadilatı süren evimizin başında duruyorlar, akılları bizde ama biz “gelmeyin” demişiz.
Enerjiler verimli kullanılmalı, herkes tek bir konu etrafına toplaşmamalı‘ düşüncesiyle…
Ortalıkta COVID tehlikesi kol geziyor zaten.

Endovasküler

Hissediyorum ki herkeste bir kaygı var.
Cerrahi bir süreç olması, psikolojik olarak geriyor herkesi.
Hatta biraz da benim artık konuyu kestirip attığımı düşündüklerini de biliyorum ama yapabileceğim bir şey de yok…

Bir iteleme ile 24.09.2020 günü atlayıp, bu sefer Şişli Memorial’a, Prof. Dr. Civan Işlak‘a gidiyoruz yine Tilo ile.
Üzerinde ‘BMW Motorrad‘ armalı t-shirtü ile odasında karşılıyor bizi.
Bir gün önce kızının 12 metre yükseklikten araba ile denize uçtuğunu söylüyor, cool bir şekilde!
(Servus‘a bir bölüm de Civan Hoca ile şart)

Civan Hoca, sessiz sakin, fazlaca spotların altında görünmeden işini yapan bir nöroradyoloji uzmanı.
SDAVM konusunun çözümü Talat Hoca’nın alanında cerrahi yoldan bulunuyorken, Civan Hoca’nın uzmanlık alanında da endovasküler yani damar içerisinden ilerlenerek bulunuyor.

Aşağıdaki videoda Civan Hoca, konuya dair bir kısa ve genel değerlendirme yapmış zaten.


Aşağı yukarı aynı çözüm noktasına ulaşmak için uygulanan iki farklı yöntem, kullanılan iki farklı yol yani…
Elbette her yöntem, diğerine göre bazı avantajları barındırıyorken bazı dezavantajları da beraberinde getiriyor.
Fakat günün sonunda biri diğerine göre daha doğru, diğeri berikine göre daha çok yanlış falan değil.
Aynı şehre gitmek için deniz yolu, kara yolu, demiryolu, havayolu seçenekleri arasından birini seçmek gibi bu iş de…

Civan Hoca ile hem 24 hem de 25.09.2020 günleri görüştükten sonra kendisine aynı gün saat 14:47’de WhatsApp’ten şu mesajı attım:

“Hocam size teslim ettim gitti kendimi 🙂 İçim rahat, huzurum bol… Size en uygun takvime ben hazırım bugünden itibaren.”

29.09.2020 Salı günü operasyonum yapılacak Civan Hoca tarafından.
(Bu yazının yazılma tarihi 27.09.2020)

Biraz iç içe geçmeli bir metod ile çalışılacak, konuştuklarımızdan anladığımız kadarı ile.
Öncelikle beni uyuttuktan sonra tüm omurgayı kapsayacak bir anjiyografi daha yapacak ve tüm damarların durumunu net olarak görecek.
Burada gördüğü tabloya istinaden de ikinci aşama olan esas işlemi yapacak.
Kasıktan anjiyo için girdiği kateter üzerinden, müdahale edeceği damarlara ulaşıp benim kendimce ‘betonlama’ tabir ettiğim bir işlem ile fonksiyon bozukluğu olan damarı bir tür medikal ‘çimento‘ ile tıkayacak.

Bir gün öncesine kadar cerrahi konusunda net kararlı iken son gün bu yönteme geçmiş olmamın sebebi neydi peki?

Bilmiyorum…
Ama sanırım cerrahi bir durum ertesi yaşamak zorunda kalacağım iyileşme sürecinin görece uzunluğunu hesaba katınca, aileme daha fazla yük olmama arzum var bilinçaltında.
Yoksa Talat Hoca’yı ve ekibini de çok sevdim ve o yoldan ilerlemek konusunda da nettim.

Her neyse…
Soran olursa “iğneden korkmuş” dersiniz 😉
Ben öyle diyeceğim en azından

Özetle…

İnişli çıkışlı, yıpratıcı bir süreci öyle ya da böyle geçtik, son düzlüğe geldik.
Bu süreçte bir kere daha anladım ki insanın ailesi, en ama en kıymetli varlığı.
İnsanın nazı niyazı kendisine dahi geçmiyor çoğu zaman ama aile katlanıyor, aile sineye çekiyor.

En başta ailem olmak üzere teşekkür etmem gereken çok insan var ancak bu süreçte en çok yorulan ve yıpranan kişi olan eşime, Tiloma ayrıca ve müstesna bir teşekkür etmem şart.

En önemlisi ise, bu ülkenin yakın tarihinin tüm hoyrat ve yıkıcı yaklaşımına rağmen halen birer mücevher gibi parıldayan hekimlerine, hocalarına, ustalarına selam durmamız gerektiği gerçeği…
O kadar önemliler ki…
O kadar hayatiler ki…
Ve şu COVID günlerinde o kadar yitiyorlar, o kadar ölüyorlar ki…

Bugün bu ülkede bir Talat Hoca, bir Civan Hoca, bir Bingür Hoca ve şu anda aklıma gelmeyen nice hayat kurtaran kıymetli insan varsa, bilinmelidir ki bunların hepsi Cumhuriyet’in, Atatürk Türkiyesi’nin birer eseridir.

Onları yüceltin, büyütün, parlatın…
Günün birinde onlar ve onların öğrencileri sizin ya da sizin bir sevdiğinizin hayatını kurtaracaklar…

Bir gün, onlar ve onlardan olanlar, onlardan gelenler, sizleri gururlandıracaklar.
İnanın bana…


Bir gün gelecek ve siz onların ellerinin, bir yudum kahveden dolayı bir milim dahi titrememesi için dua ediyor olacaksınız ameliyathane kapısında, sevdiğinizin uyur halde sedyede o kayar kapıdan çıkışını görmek için beklerken…

Sağlıkla kalın, ailenize sarılın…


Güncelleme (30.09.2020)
Operasyon sonrası…

Dün (29.09.2020) sabah saat 07:30’da Memorial Şişli’deydik. Ön hazırlıklar yapıldı.
Saat 11:00’de ameliyathaneye indirilmiştim.
Gözümü açtığımda saat 15:30’du.
Odaya geldiğimde çok normal ve hafif bir anestezi bulantısı dışında sırtımın sağ orta bölgesinde bir ağrı vardı.
Yapılan işleme dair normal bir ağrıymış.
Verilen bir ağrı kesici ile hızlıca geçti.
Bundan sonrası hep iyiye gitti.
Saat 19:00’da normal biçimde yemek yedim ve saat 22:00 civarında uyudum, sabah da 05:00’de uyandım.
Sağ kasığımdaki anjiyo giriş yeri üzerindeki kum torbası nedeniyle 30.09.2020 sabah saat 10:00’a kadar yataktan hiç kalkmadım.

Civan Hoca sabah 10:00’da kontrole geldiğinde bandajım çıkarıldı, hiçbir sorun olmadığını söyledi ve ayağa kalkıp yürümeme izin verdi ve akşamüzeri gibi de taburcu olabileceğimi söyledi.
Normalde 3 gün kadar hastanede kalacaktım ancak bu senaryoda bir sabah girip ertesi günün akşamüzeri çıkmış oldum, sadece 1 gece hastanede kaldım.

Konforum yerinde, ağrım sancım yok ve sağ bacağımdaki çekme de ortadan kalkmış durumda.

Fotoğraflar soldan sağa en anesteziliden en anestezisize doğru gitmektedir ve ameliyatın hemen sonrasından ertesi gün sabahına şeklinde sıralıdır.

Bakınız burası çokomelli…
Aşağıdaki üçüncü fotoğrafta, TV ekranındaki görüntü tamamen tesadüfidir, hiçbir gizli mesaj içermemektedir.
Sağ el baş parmağımın duruşu da aynı oranda tesadüfidir.
Kabul ediyorum, muazzam bir zamanlama ile çekmişiz fotoğrafı!