Milyonlar ve Yanlışlar!

Okuma süresi: ∼ 3 dakika

Bazı şeyleri, milyonlar aynı şekilde ve defalarca dile getirir.
Ve fakat, onu milyonlar söylüyor da olsa, yanlış yanlıştır.
Buna “fikir birliği” ile oluşturulmuş “gerçeklik” diyebiliriz.
Hatta buna, daha doğru bir ifade kullanıp, “ağız birliği ile oluşuvermiş gerçek” demek daha da yerinde olabilir.

Daha da açmamız gerekirse…
Gerçek olmayan veya hatta var dahi olmayan bir bilgi, önce ufak bir grubun, ardından daha büyük kitlelerin dile getirmesi ile tekrarlanıyor da tekrarlanıyor, büyüyor da büyüyor.
Bir süre sonra da konuya tamamen yabancı yeni bireyler için, yeni bir “gerçeklik” olarak algılanır oluyor.
Bir safsata, sırf onu milyonlar dile getirdi diye “konsensüs yolu ile imal edilmiş yeni gerçek” halini alıveriyor.

Marka iletişiminde yeni çağ

Bir dönem geçerli olan iletişim paradigmaları ve bundan türemiş kurallar da -bugün her ne kadar milyonlar ve bazı mecralar sektörleri aksine ikna edebilmek için var güçleriyle uğraşıyor olsalar da- artık öldü, bitti, gitti.
Yok artık o kurallar.
O devir kapandı yani kısacası!

Bugün bir markanın, bir ya da birkaç ürününü potansiyel alıcılarına ulaştırabilmesi için ihtiyaç duyduğu arena, onbinlerin, yüz binlerin, milyonların yan yana saf tuttuğu mecralar değil.
Tam tersine, nitelikli, odaklı, hatta olabildiğince daraltılmış bir hüzmeden dünyaya bakan keskin ve net mecralara ihtiyaçları var markaların.

Klasik cümleyi hepimiz biliyoruz…
Gazeteler bitti, televizyon bitti, radyolar bitti” vs vs…
Ve fakat, açıkçası nitelikli iletişim arayışındaki markalar için bugün artık YouTube, Facebook, Instagram dahi bitti…
Maalesef gerçek bu.

Aşırı İdealize, Aşırı Stilize Hayatlar

Görsellik denen renkli katman, aslında en zehirli katmanımız bizim ve yaptıklarımızın. Meram ve öz açısından en “telmaşa” şeyler, olaylar, durumlar dahi, göze güzel göründüğü, abartılı biçimde stilize, idealize ve estetize edilebildiği sürece makbul/muteber muamelesi görüyor.

Ve ne mutlu ki bu imkan, podcast dünyasında yok.
Bir podcast içerisinde abartılı biçimde estetize edebileceğiniz yegane şey, kendi sesiniz.
Ki bunu da başta siz istemeyeceksinizdir yüksek ihtimalle.
Dolayısıyla yalın bir içerik biçimi podcast.
Ve tam da bu, markalar için “mesaj kakafonisinden” kendilerini sıyırmak, kurtarmak için bir “çıkış bileti” olabilir.

Dingin, makul ve gerçekten strateji eksenli düşünebilen markalar, “normal şartlar altında” podcastlere yatırım yapmayı, herkesten daha fazla istiyor olmalılar.

Marka yatırımları başladı

Nitekim isteyen ve hatta bunu uygulayan markalar da var…
Ne mutlu ki…

Geçtiğimiz haftalar içerisinde, Podfresh ve GarantiBBVA işbirliğinde Kodluyoruz – Achemist Podcast adlı yeni bir podcast yayına başladı.
(Bu konuya dair yeterince bilgiyi zaten PodioMag’in 5.sayısında okudunuz ya da okuyacaksınız.)

Bu, bir markanın bütçe ayırarak kendi dikeyindeki bir ya da birden fazla temaya uyan söylemleri içeren bir podcast yapımını, alanında uzman bir podcast ajansına ürettirdiği -benim takip edebildiğim kadarıyla- ilk ya da belki başlıca yerel örnek.

Elbette bu örneğin benzeri ya da daha gelişmişi nice örnekler yavaş yavaş karşımıza çıkmaya başlayacak. Markalar, nitelikli içerik üreten, sesiyle, hitabetiyle, hissi olarak “oturuşu kalkışı” ile karşısındakine “güven” hissini geçirebilen podcast yapımcıları ve/veya yayıncıları ile benzer işbirliklerine gitmeye başlayacaklar.

Kendim de bir podcast yapımcısı ve yayıncısı olmam nedeniyle, amacı başka olan bu yazım içerisinde spesifik marka adı anmaktan etik gerekçelerle geri duruyor olsam da şu kadarını belirteyim ki yapmakta olduğum Servus adlı uzun format söyleşi podcastime marka karakteri olarak birebir uyan iki-üç aday belirledim kafamda.

Bunu yaparken temel kriter ise şu oldu hep:
Ürettiğim içeriğin duruşu ya da bu içeriği aktaran “ses, karakter” olarak benim duruşum, aklımdan geçen o falanca markanın duruşu ile örtüşüyor mu?
Buna samimi cevap vermek çok önemli zira uyuşmama halinde, yaptığınız şey “boş hayal kurmanın” ötesinde bir şey olmayacaktır.

İhtiyacınız olan şey, tüm podcast şovunuzun bir sponsora kavuşması olabilir ya da seçilmiş bazı ya da tüm bölümlerin içerisinde, belirlenmiş reklam alanlarında, (örneğin bölümün başında, ortasında ya da sonunda) bir veya daha fazla markanın reklam spotlarının çalması olabilir. Üçüncü ve yukarıda bahsettiğim GarantiBBVA ve Podfresh işbirliğine en yakın seçenek ise, “paid content” yani ücretli içerik üretimi modeli olabilir ki bu ilk iki modele kıyasla hem çok daha emek-yoğun hem de daha fazla zaman gerektirecek bir modeldir.

Yakınlaşan Dünyaların Savaşı Çıkar mı?

Podcast üreten, yayan, temsil eden dünya ile markaları temsilen iletişim-medya planlama-medya satın alma ajansları dünyası birbirlerine yaklaşıyor, bunun emareleri ortada.
Ve bu yakınlaşma yerinde ve iyi bir şey.
Peki şimdilik birbirine yaklaşıyor görünen bu iki dünya, aradaki mesafe azaldıkça artan hızlarını kontrol edemeyip işi bir çarpışmaya doğru götürür mü?

Ne demek istiyorum?

Bir süre sonra, hemen her alanda olduğu gibi sermayeyi elinde tutan taraf, eseri üreten tarafı, eserini daha farklı üretmek konusunda sıkıştırmaya başlar mı?

Bu konu, yolun başındayken ilişki yönetiminin tasarlanması ile yönetilebilir bir konu bence. Aksi durumda, diğer her konuda olduğu gibi, ekonomik derinliğin az olduğu Türkiye gibi ülkelerde sermaye, yani marka/ajans dünyası, içerik üreticisinin üzerinde tahakkümünü arttırarak sürdürmeyi içgüdüsel olarak, hatta kendisi dahi farkında olmaksızın talep edecektir, edebilir. Bu da eşyanın tabiatı gereği böyle olmaktadır.

Bu ilişkide haklı-haksız, suçlu-suçsuz aranmaz…

Burada yapılması gereken:
tüm tarafların açık ve şeffaf biçimde hareket etmesine elverişli ortamın yaratılması,
içerik üretenlerin de yüksek ve nitelikli temsiliyet ile yekvücut olması,
üzerinde düşünülmüş, çalışılmış ilkeler ve kaideler seti ile masaya oturup kalkmasıdır.

Dayanışma ve ortak hedef’ ilkesi altında örgütlenip kurumsallaşan podcast yapımcı ve yayıncılarının, -her ne kadar “karşı dünya” diyerek karikatürize etmiş olsam da- marka, mecra ve iletişim dünyası ile kuracağı ilişkiyi de bir “paydaşlık” felsefesine oturtarak, benzer yaklaşımı onlardan da beklemesi, kendi sektör gelecekleri açısından hayati ve paha biçilemez olacaktır.

Yani sözün özü, podcast ekosisteminde ama iri ama ufak, bir yerleri tutan her oyuncunun, daha şimdiden, yol yakınken bir nevi “meslek birliği” oluşumuna gitmesi, kanımca önemli ve önceliklidir.


Bu yazı, ilk olarak Podfresh tarafından aylık düzenli olarak çıkarılan e-dergi PodioMag’ın 1 Kasım 2020 tarihli 5.sayısında yayınlanmıştır.